Yeni Eşin Geliri ve Nafaka Miktarı

Yeni Eşin Geliri ve Nafaka Miktarı: Mahkemeler ve Anayasa Mahkemesi Ne Diyor?


Küçük bir çocuk için nafaka miktarının belirlenmesi, aile hukukunun en hassas alanlarından birini oluşturmaktadır. Kanun, nafaka yükümlülüğünün yalnızca ebeveynlere ait olduğunu açıkça düzenlemiş olsa da mahkemeler uzun süredir velayeti elinde bulunduran ebeveynin yeni eşinin veya partnerinin mali durumunun nafaka hesabına ne ölçüde yansıtılabileceğini tartışmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin nafaka yeni eş geliri konusundaki iki kararı — I. ÚS 527/06 sayılı ve 7 Mart 2007 tarihli karar ile II. ÚS 756/16 sayılı ve 14 Haziran 2016 tarihli karar — bu meseleyi belirleyici biçimde çerçevelemiş ve nafaka davalarında adli mahkemelerin gözetmesi gereken bağlayıcı içtihat haline gelmiştir.

Hukuki çerçeve: Nafaka neye göre belirlenir?

Medeni Kanun'un § 910. maddesi uyarınca her iki ebeveyn de çocuğa karşı nafaka yükümlülüğü taşımaktadır. Medeni Kanun'un § 913/1. maddesi, nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun haklı ihtiyaçlarının ve malvarlığı durumunun yanı sıra yükümlü ebeveynin kapasite, olanak ve malvarlığı durumunun da esas alınacağını hükme bağlamaktadır. Ebeveynin fiili kazancı tek belirleyici unsur değildir: § 913/2. madde, mahkemenin aynı zamanda yükümlü ebeveynin geçerli bir neden olmaksızın daha avantajlı bir işten veya mali kazançtan vazgeçip vazgeçmediğini ya da orantısız malvarlığı riskleri üstlenip üstlenmediğini de araştırmasını zorunlu kılmaktadır.

Temel kural ise Medeni Kanun'un § 915/1. maddesidir: bu madde, çocuğun yaşam standardının ebeveynlerinkiyle özünde eşit olması gerektiğini ve bu ölçütün çocuğun haklı ihtiyaçları ölçütünden önce geldiğini düzenlemektedir. Başka bir deyişle, yükümlü ebeveynin yaşam standardı ortalamanın belirgin biçimde üzerindeyse çocuğun yaşam standardı da bunu yansıtmalıdır; çocuğun yaşına ve somut ihtiyaçlarına göre daha azının yeterli olacağı durumlarda dahi bu kural geçerliliğini korur.

Yeni eş nafaka ödemekle yükümlü değildir; ancak rolü göz ardı edilemez

Anayasa Mahkemesi'nin bu alandaki kilit içtihadı yukarıda açıklanan hukuki çerçeveye dayanmaktadır. Her iki kararda da aynı temel öncül benimsenmiştir: velayeti elinde bulunduran ebeveynin partneri, birlikte yaşadığı kişi veya eşi, nafaka yeni eş geliri bakımından yükümlü kişi olmasa da ortak haneye yaptığı mali katkılar fiiliyatta her zaman hem ebeveynin hem de çocuğun yaşam standardına yansımaktadır. Yalnızca bu etkinin derecesi değişkenlik gösterebilir.

I. ÚS 527/06 sayılı karar: Annenin erkek arkadaşının geliri hakkında emsal niteliğindeki karar

Anayasa Mahkemesi Birinci Dairesi'nin 7 Mart 2007 tarihli kararına (I. ÚS 527/06, N 43/44 SbNU 549) konu olan dava, annenin velayetine bırakılan iki küçük çocuk için nafakanın indirilmesini talep eden bir babayı kapsamaktaydı. Hradec Králové Bölge Mahkemesi bu talebi reddetmiş; annenin durumunu değerlendirirken yalnızca aylık 6.000 Kç olan ücret gelirini dikkate almış, annenin sabit bir erkek arkadaşıyla aynı hanede yaşadığını ve bu kişinin haneye aylık yaklaşık 9.000 Kč katkıda bulunduğunu tespit eden ilk derece mahkemesinin bulgusunu ise tamamen göz ardı etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, bölge mahkemesinin bu hatasını başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir. Gerekçesinde, ebeveynin erkek arkadaşının nafaka yükümlüsü olmamakla birlikte ortak haneye yaptığı katkıların fiiliyatta her zaman hem ebeveynin hem de çocuğun yaşam standardına yansıdığını açıkça belirtmiştir. Bu gerçeği görmezden gelmek, gerçek durumla çelişen bir kurgu oluşturmak anlamına gelirdi. Söz konusu olgu yargılama sürecinde kanıtlandığı sürece mahkeme en azından makul ölçüde bu hususu dikkate almakla yükümlüydü.

Anayasa Mahkemesi, aynı zamanda uygulamada çoğunlukla göz ardı edilen daha genel bir ilkenin de altını çizmiştir: Nafakaya hükmedilirken yalnızca ebeveynin fiilen elde ettiği gelire odaklanmak yeterli değildir. Mahkeme, taşınır ve taşınmaz malvarlığının toplam değerini ve yaşam biçimini, yani yükümlü ebeveynin genel yaşam standardını bütünlüklü biçimde değerlendirmek zorundadır.

II. ÚS 756/16 sayılı karar: Bir doktorun eşinin geliri ve daraltılmış evlilik mal rejimi

İkinci temel karar, Anayasa Mahkemesi İkinci Dairesi tarafından 14 Haziran 2016 tarihinde verilmiştir (ref. II. ÚS 756/16, N 114/81 SbNU 785). Dava, küçük bir kız çocuğunun nafakasının artırılmasına ilişkindi. Avukat olan mevcut eşiyle daraltılmış evlilik mal rejimine tabi olduklarını ve müşterek bir hane yürütmediklerini ileri süren baba, aynı zamanda doktordu. Adli mahkemeler bu argümanları kabul ederek eşin gelirini hiç dikkate almadı.

Anayasa Mahkemesi bu kararları bozarak kesin bir ifadeyle şunu tespit etti: Eşlerin daraltılmış mal rejimine tabi olması, babanın eşiyle birlikte yaşaması ve ailenin ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunması halinde mahkemelerin eşin gelirini göz önünde bulundurmalarına engel değildir. Mahkeme, gerçek durumla örtüşmeyen ayrı bir hanenin varlığını kabul etmekle yükümlü değildir; Anayasa Mahkemesi, babanın eşiyle "müşterek hane yürütmediğine" ve "eşinin gelirinden haberdar olmadığına" dair beyanlarını mülahazaya dayalı olarak nitelendirmiştir.

Mahkeme ayrıca adli mahkemelerin, babanın eşine bir taşınmazdaki ortak mülkiyet payını bağışlamış olmasını ve bu taşınmazın daha sonra başlangıçtaki değerlemenin çok üzerinde bir fiyata satılmasını göz önünde bulundurmamış olmasını da eleştirmiştir. Bu tür bir mali kazanç, hem eşin hem de babanın yaşam standardını şüphesiz etkilemiştir ve mahkemelerin bu hususu değerlendirmelerine dahil etmeleri gerekirdi.

İçtihadın pratiğe yansımaları

Her iki karar birlikte ele alındığında, nafaka yeni eş geliri içeren her nafaka davasına doğrudan etkisi olan tutarlı sonuçlar ortaya koymaktadır:

  • Birincisi, mahkemeler yükümlü ebeveynin yaşam standardını bütünlüklü biçimde araştırmakla yükümlüdür. Maaşını tespit etmek yeterli değildir; malvarlığı, yaşam biçimi ve yaşam standardını etkileyen tüm faktörler değerlendirilmelidir.
  • İkincisi, velayeti elinde bulunduran ebeveynin yeni eşinin veya partnerinin gelirleri ve malvarlığı durumu, nafakanın belirlenmesi açısından hukuken önemsiz değildir. Bu kişi ebeveynle aynı hanede yaşıyor ve ailenin ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunuyorsa bu olgular hem ebeveynin hem de çocuğun yaşam standardına fiilen yansır; mahkeme en azından makul ölçüde bu durumu dikkate almak zorundadır.
  • Üçüncüsü, daraltılmış evlilik mal rejimi, mahkemenin diğer eşin gelirini göz önünde bulundurmasına engel değildir. Bu, eşlerin özerk tercihi olup ebeveynin çocuğa karşı nafaka yükümlülüğü üzerinde herhangi bir etkiye yol açamaz.
  • Dördüncüsü, yükümlü ebeveyn, partnere mal bağışlayarak, gelir aktararak ya da kaynaklarını kasıtlı olarak azaltan başka adımlar atarak beyan ettiği yaşam standardını düşüremez. Mahkeme, ebeveynin geçmişte vazgeçtiği mali kazançları da değerlendirir.

Önemli bir açıklama: Orantılılık ilkesi, yeni eşin doğrudan sorumluluğu değil

Yukarıda açıklanan içtihattan, velayeti elinde bulunduran ebeveynin yeni eşinin malvarlığı durumunun yükümlü ebeveyn için belirlenen nafaka miktarı üzerinde belirleyici ya da doğrudan bir etkiye sahip olması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Nafaka yükümlülüğü yalnızca ebeveynlere aittir; partnerlerine değil.

Yeni eşin durumu yalnızca çocuğun büyüdüğü ailenin malvarlığı ve yaşam standardına ilişkin genel tabloya katkıda bulunan koşullardan biri olarak dikkate alınabilir. Bu durum, yükümlü ebeveynin kendi kapasite, olanak ve malvarlığına karşılık gelen miktarın çok üzerinde nafaka ödemesine yol açmamalıdır; böyle bir yaklaşım, nafaka hesabında esas alınan hüküm olan Medeni Kanun'un § 913/1. maddesiyle çelişirdi.

Söz konusu olan, fiili gerçekliğin orantılı biçimde yansıtılmasıdır; kanun gereği yükümlü olmayan üçüncü bir kişiye dolaylı yoldan nafaka yükümlülüğü yüklenmesi değildir.

Eşdeğer yaşam standardı ölçütü ve daha fazla ödeme kapasitesi

Medeni Kanun'un § 915. maddesi, nafaka hesabına mahkemelerin etkin biçimde gözetmesi gereken bir boyut daha katmaktadır: Çocuğun ebeveynleriyle eşdeğer bir yaşam standardına sahip olma hakkı, somut ve haklı ihtiyaçlar ölçütünden önce gelir. Bu durum pratikte nafaka miktarının yalnızca zorunlu olanı karşılamayla sınırlandırılamayacağı anlamına gelmektedir. Yükümlü ebeveynin ekonomik konumu güçlüyse bu durum nafaka miktarına yansımalıdır; çocuk bu standarda uygun ek ihtiyaçlar sergilemese dahi.

Mahkemeler, ebeveynin fiilen beyan ettiği gelirle bağlı değildir. § 913/2. madde, ebeveynin daha avantajlı bir işten ayrılmış olması, faaliyetini tam kapasite yürütmemesi ya da kazancını başka şekillerde kasıtlı olarak azaltması durumunda mahkemenin bunu dikkate alacağını ve ebeveynin ulaşabileceği geliri takdir edeceğini öngörmektedir. Aynı şekilde, örneğin daireler, evler, menkul kıymetler veya şirket payları gibi önemli bir malvarlığı, düzenli gelir sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın yaşam biçimini ve standardını nesnel olarak yükseltmektedir.

Sonuç

Yeni eşin gelirinin nafaka belirlenmesindeki rolüne ilişkin mesele, kanun ve içtihadın nafakayı yalnızca biçimsel hukuki ilişkilere değil, gerçek yaşam koşullarına odaklanan bir kurum olarak nasıl ele aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemeler, ebeveynlerin belgelenmiş gelirlerini mekanik biçimde toplayamaz; fiili yaşam standardını, yaşam biçimini ve onu etkileyen tüm koşulları araştırmakla yükümlüdür.

I. ÚS 527/06 ve II. ÚS 756/16 sayılı Anayasa Mahkemesi kararları, mahkemeler için bağlayıcı bir rehber niteliğindedir. Yeni eşin ortak haneye katkıları ve ekonomik durumu, davanın esası hakkında karar verilirken makul ölçüde göz önünde bulundurulması gereken olgulardır; söz konusu kişinin birlikte yaşayan partner, daraltılmış mal rejimine tabi eş ya da velayeti elinde bulunduran ebeveynle fiilen hayatını paylaşan ve aile düzenine katkıda bulunan başka biri olması bu durumu değiştirmez.

For more information, please do not hesitate to contact us at:

JUDr. Mojmír Ježek, Ph.D.

ECOVIS ježek, advokátní kancelář s.r.o.
Betlémské nám. 6
110 00 Praha 1
e-mail: mojmir.jezek@ecovislegal.cz
www.ecovislegal.cz

ECOVIS ježek, advokátní kancelář s.r.o.

The Czech law firm ECOVIS ježek focuses its practice primarily on commercial law, real estate law, litigation, but also finance and banking law and provides full-service advice in all areas. This creates an alternative for clients of international law firms. The international dimension of the services provided is ensured through experience and cooperation with leading law firms in most European countries, the USA, and other jurisdictions. This cooperation occurs within the network ECOVIS, which operates in 75 countries worldwide. ECOVIS ježek team members have many years of experience from leading international law and tax firms. They provide legal advice to multinational corporations, large Czech companies, medium-sized companies, and individual clients. For more information please visit www.ecovislegal.cz.

The information contained on this website is legal advertising. Do not consider anything on this website to be legal advice and nothing on this website constitutes an attorney-client relationship. Please arrange a legal consultation with us before acting on anything you read about on this website. Past results are no guarantee of future results and past results do not imply or predict future results. Each case is different and must be judged on its own circumstances.





Comments are closed.